Perşembe

simple mode on

What's the point of waiting
For life to come
I could go further
And no one's surprised
Your plans collapse, run off or fall apart.
yes.

kalabalık, kalabak, kabak.

Herşeye varım ama hiçbişey için söz veremem. yes.

Çarşamba

new shit.

"aydonno productions".. coming soon.

2 yumurta kır.

bi arkadaşımın yazısına rastladım, şöle demiş ki baya hoşuma gitti; üzülmekten ziyade acımı paylaşmak beni rahatlatan yani elime davul alıp sokaklarda "bitti bitti" diye tokmağı vura vura bağırmak istiyorum. onayladım, müslüm gürses tonunda bi eveeeet çektim.

yapacak bişey kalmadınin sözlük anlamı olabilecek nitelikte.

fekat bitmemek ne garip lan. beyninin bi yanı durmak isterken öbür yanı üzerine 2 yumurta kırıp yemek istiyo. anlatımdaki saçmalık da alakasızlıklar dünyasında yerini alsın.

saygılar her vakit.

Çarşamba

aynı

aradaki farksız farkı bulunuz. ya da durup düşününüz.

Salı

hola!



aylaaardan sora ilk kez bu sulardayım ki kendimi yazarken dev bi amatörmüş gibi hissediyorum şuan.
eski yılın tozunu alıp rafa koyduğumuz şu aralar, geçen zaman dair bi kaç şey yazasım geldi geçen.. aslına bakarsanız "acısıyla tatlısıyla bla bla.. " diye kurulan cümleleri sevmem ama her iyinin yanında bir kötü mutlaka barınıyor. herşeyin iyi olması mümkündse gerçekten de bir ilüzyonun içindeyiz.
geride bıraktığımız zamanda neler aynı değil, neler trend, nelerin b.ku çıktı bi düşündüm, ortaya bişeyler çıktı.
genel anlamda bir retro fırtınasıdır gidiyor bi kaç yıldır, giyim kuşam, partiler, soundlar, konseptler, iç mekanlar vs.. dünya bi yandan high-tech şekilde gelişirken bi yandan da atmışların koltuklarını çukurcumada heryerde görüyoruz, yetmişlerin simsiyah göz kalemini gözümüze çekmeden çıkmıyoruz,mad man izleyip ofiste, arabada vs sigara içilen günleri yad ediyoruz.
bu sene de herşey bu şekilde devam edicek gibi görünüyor; böyle giderse jetgillerdeki gibi retro-füturistik bir hayatımız olacak ki en temizi o olur bence.
sanal alemde paylaşılan fotoğraflarda trend bahsettiğim gibi retro, sanki yıllar öncesinde çekilmiş gibi renk ayarları basit bi fotoşok ayarıyla değişiyor. yıllar öncesinin tozlu çekmecesinden çıkmış, beyoğlunun arka sokaklarındaki sahafların kedi kokulu sepetlerinden bulunmuş isimsiz-zamansız fotoğraflar gibi. kimisi siyah-beyaz, kimisi sarı-yeşil.. ama herkes bu durumdan memnun.

geçen senenin filmleri yine yine hep aşk temalıydı. türk sineması de holivıddan geri kalmadı ve bissürü film çekti. şüphesiz avatar yılbaşından hemen önce gittiğim bi film olduğu için aklımda kalan o oldu. tabii the boat on the rocked ın yeri baya ayrı benim için.(bkz.60's)

modanın temel öğesi ayakkabıdır. ayakkabı olmassa olmaz. kıyafetn okey işte budur dediğin tamamlayıcısıdır.bi kaç yılıdr özellikle topuklu ayakkabılar her türlü modele uyarlandı içinde bu kadar da olmaz denilen tiplerden topuksuz olmaz dediğiniz tiplere kadar. ve herkes topuklu giymeye başladı haliyle. sanki bi gereklilik. 5 yıl önce spor ayakkabı koleksiyonu olanlar şimdi topuklu bot çizme vs kafasındalar. tabi artık 22 diiiliz bunun da etkisi olabilir. ve yine retro, 2. el özel dikim vs yapan küçük butikler var sahnede. eski modellerin yeniden üretildiği imalathane+mağaza olan özellikle kuledibi ve galatasaray tarafında. tabi perakende giysi satışının markaları da koleksiyonlarını 70-80 ler konseptiyle sürdürmekte. ama bu tarzın adı yok yani 2000lerin stilini tarif edemiycez bence, çünkü her dönemden bişeyler var. mimaride eklektik yaklaşım adı verilen ortaya karışık durumu bu: süper modern bi koltuğun arkasına bir venedik aynasını asıp fotoğrafını çekin. ha bi de şu renkli gözlüklerden takıp koltuğa oturun.
metropol insanının kafa karışıklığından bu sonuca vardığını görüyorum. nerde o eski bilmemneler diyip eskicileri dolaşmanın tadı paha biiçilemez. ama yeniye karşı da kayıtsız kalamaz. hep kafası karışıktır yuttuğu şehir tozundan sebep. nefes almadan çalışmakla sosyalleşip takılmanın dengesini kuramamaktan bazen de.

artık yanlız yaşamak da bana göre trend olan şeylerden biri. o kararı verip sonuna kadar gitmek belki de sıkıldığın şeylerden uzaklaşma fikri çekici gelir. bi süre sonra çevremden ben de yanlız olmak istiyorum artık diyenlerin sayısı az değil ki insan bazen gemileri yakıyor ki nefes aldığını hissetsin.
bu dev retroluk içeren yazının sonu mektup sonu gibi bitmeli bence. gözlerinizden öper "c'est la vie " derim.

İzleyiciler